Adanalı Hanımağa 1

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32

Adanalı Hanımağa 1Çalıştığım firmada yükselebilmem için bir süre şehir dışında görev yapmam gerekiyordu. Hem eşimin işi hem çocuklar nedeniyle bir zaman bunu erteledim. Ancak artık erteleyemeyecek noktaya geldiğimde tercihimi Adana’dan yana yaptım. Eşim Adanalıydı. Benimle gelmeyecekti ama orada halen akrabaları olduğundan başka bir şehre gitmektense Adana’ya gitmemin daha iyi olacağını söylemişti.Adana’da yaşayan en yakın akrabası teyzesiydi. Kendisini sadece bir kere düğünümüzde görmüştüm. Evlenirken epey borca girmiştik. Eşim “teyzem düğüne gelirse yaşarız, bütün borçlarımız biter. Teyzem beni çok sever ama gelir mi gelmez mi bilmiyorum, annemle yıllardır küsler çünkü!” demişti. Neyse ki teyzesi düğünümüze gelmişti, hem de ne geliş!Karanlık tipli dört adamın ortasında düğün salonuna girmişti bir fırtına gibi. Herkesin şaşkın bakışları arasında eşime en kalınından 10 tane burma bilezikle beşi bir yerde set takmış, bana da 1.000 Dolar para ile altın bir saat vermişti. Bir de altın işlemeli bir tabanca hediye etmişti. Tabanca hediye etmesinin basit bir sebebi vardı, çünkü kendisi bir Hanımağaydı!O günden sonra kendisini görmemiştim ama eşim birkaç kez Adana’ya onu görmeye gitmiş, her bayramda ve kandilde arayıp aralarını sıcak tutmaya özen göstermişti. Hikâyesini de anlatmıştı: “Teyzem annemden 10 yaş küçüktür. Babaları bir ama anneleri ayrı… Dedem ölünce annesi başka bir adamla evlenmiş, evlendiği adam da düzgün biri değilmiş. Adam teyzemin annesini satıyormuş. Teyzeme de göz dikmiş ama teyzem evden kaçmış. Annemin yanına gelmiş İstanbul’a. Ama sonra kavga etmişler, teyzem de Adana’ya dönmüş. Orada bir gece kulübünde iş bulmuş, eniştemle tanışmış, eniştem oranın sahibiymiş zaten. Eniştem o zamanlar Adana’nın önde gelen kabadayılarından biriymiş. Gece kulübünden başka bir de kumarhanesi varmış. Çek senet tahsilâtı, tefecilik, kaçakçılık falan bir sürü belalı başka işi daha varmış. Eniştem hapse girdiği zamanlarda işleri teyzem yürütürmüş. Biz evlenmeden 5 sene önce eniştem öldü. O ölünce işleri tamamen teyzem devraldı. Çocukları olmadığı için de bütün ipler teyzemin elinde…”Gitme günüm geldiğinde “Peki, ben oraya gidince kendisine ne diye hitap edeceğim? Hanımağa mı yoksa teyze mi diyeyim!” diye sorduğumda eşim kararsız kaldı. “Valla bilmiyorum, duruma göre bakarsın ya Hanımağa dersin ya da teyze!” demişti. Eşim Adanalıydı ama Adana benim için yeniydi. İlk defa geliyordum buraya. Havaalanında bavullarımı alıp çıkışa yönelmişken takım elbiseli bir adam karşımda belirdi birden. Kaba ama samimi bir şekilde “Tuğrul Bey siz misiniz!” diye sorunca “evet, benim, siz kimsiniz!” dedim. “Sizi Hanımağa’ya götüreceğim, bana öyle emredildi!” diyerek yanıt verdi. Siyah lüks bir Mercedes ile Hanımağa’nın evine gittik. Seyhan gölünün karşısında üç katlı, bahçe içinde lüks bir villaydı burası. Etrafı yüksek duvarlarla çevrili, girişte bekçisi olan bir yerdi. Arabadan inince yaşlıca bir adam bavullarımı alıp “buyurun, Hanımağa sizi bekliyor!” diyerek içeriyi gösterdi. Evden içeri girmiştim ki Hanımağa’yı kollarını açmış halde bana doğru gelirken gördüm. Sevinçle beni kucaklayıp yanaklarımdan öptü. 10 yılda hiç değişmemiş gibiydi. Düğünde gördüğüm gibi makyajlı, sarı boyalı saçları sırtına dökülen, uzun boylu, güzel ve çekici bir kadındı. Siyah bir pantolonla beyaz ve yakası açık bir gömlek giymişti. Hanımağa’dan çok iş kadını gibiydi. Dizilerde, filmlerde görünen Hanımağa tiplerinden çok uzaktı. 45 yaşındaydı henüz. Benden sadece 10 yaş büyüktü. Ayaküstü halimi hatırımı sorduktan sonra beni arka taraftaki büyük havuzun oraya götürdü. Kocaman havuzun kenarında mükellef bir sofra hazırlatmıştı benim için. Etrafta birkaç adam daha vardı, hepsi karanlık tipliydi. Bana korku salan bu adamlar Hanımağa’nın karşısında it gibi titriyordu. Hanımağa’nın gerçek adı Nurcan’dı. Kendisine ne şekilde hitap edeceğimi bilmiyordum. Karım ona teyze diyordu, benim de teyze demem gerekliydi ama etrafta bu kadar adam varken kalkıp “Nurcan Teyze!” dersem nasıl bir tepki verirdi acaba? Üstelik kadın benden 10 yaş büyüktü sadece, teyze dediğimde çok yaşlıymış gibi düşünüp kızabilir, içerleyebilirdi. Konuşma arasında ben de diğer adamlar gibi “Hanımağa!” dediğimde bembeyaz porselen dişlerini göstererek gülümsedi, “Hanımağa!” dememden hoşlanmıştı. Şirket benim için Adana’nın merkezinde dayalı döşeli bir ev tutmuştu ama Hanımağa “ben öldüm mü ki damadım başka yerde oturacak!” diyerek adeta kükredi. Benim için üst katta oda hazırlatmıştı ama nazikçe teşekkür edip kalamayacağımı, öbür türlü şirketle problem yaşayabileceğimi sakarya escort söyledim. Israrlarını sürdürse de sonunda “iyi sen bilirsin, ne zaman istersen gel, bir telefon et aldırırım seni!” dedi. Ayrılırken telefon numarasını verip benimkini aldı, “ne zaman istersen ara!” diyerek yeniden sarılıp yanaklarımdan öptü.Birkaç gün sonra öğle vakti telefonum çaldı. Hanımağa arıyordu. “Bu akşam seni benim kulübe götüreyim, kafan dağılsın!” dediğinde “biraz işlerim var!” dedim. Sesi tok ve sert çıktı, “Hanımağa’ya hayır denilmez. Akşam 22.00’de seni evden aldırırım!” diyerek kapattı telefonu. Tam dediği saatte kapımın önünde aynı siyah Mercedes duruyordu. Beni havaalanından alan adamdı gelen. 15–20 dakikalık bir yolculuktan sonra bir gece kulübünün önünde indim arabadan. Yarma gibi iki koruma bana kim olduğumu sormak isteyince “ulan Hanımağa’nın damadına kim olduğu sorulur mu!” dedi beni getiren adam. Korumalar “pardon abi özür dileriz!” diyerek kenara çekilince içeri girdim. Adamlar bir anda benden tırsmıştı. Hayatımda böyle bir yere ilk defa geliyordum. Burası bir pavyondu. Masalarda her biri kırk yaşından fazla gösteren kimisi takım elbiseli, kimisi rahat kıyafetler içindeki adamlar yanlarında ilik gibi birbirinden güzel kadınlarla oturuyordu. Kısacık siyah elbiseli bir kadın elinde mikrofon arabeskle pop arası bir şarkı söylüyordu. İçerisi birbirinden parlak, renkli renkli ışıklarla aydınlatılmıştı. İçkiler su gibi içiliyor, havada konsomatrislerin kahkahaları uçuşuyordu. Beni getiren adam “abi sen ilk defa mı geliyorsun!” diye sorunca “evet, daha önce hiç pavyona gitmedim!” dediğimde alay eder gibi güldü. “Hanımağa’nın damadı olunca daha kim bilir neler göreceksin!” dedi omzuma vurup. Sonra da “Hanımağa içerde bekliyor seni!” diyerek beni bir koridora soktu. Koridorun sonunda bir kapıya tıkladı, içerden “geeelll!” sesi gelince içeri geçtik.Hanımağa büyük ahşap bir masanın arkasında oturuyor, siyah uzun ağızlığıyla sigara içiyordu. Karşısındaki tekli koltukta orta yaşlı, kaytan bıyıklı bir adam vardı. Hanımağa koltuğundan kalkmadan adamın karşısındaki koltuğa oturmamı söyledi. “Tuğrul Bey, benim damadımdır, daha doğrusu ablamın damadı ama karısını kendi kızım gibi severim!” diyerek beni tanıştırdı. Adam uzanıp elimi sıktı, ince bir sesle “memnun oldum!” dedi. Hanımağa beni getiren adama “oğlum viski getirin!” deyince adam “emredersin Hanımağam” diyerek odadan çıktı, hemen sonra bir garson bir şişe viski ile 3 kadeh getirdi. Viskiye alışkın değildim ama Hanımağa kaş göz işareti yaparak içmemi isteyince bir yudum aldım. Adamla iş konuşuyorlardı ama konuştukları iş benim alışkın olduğum türde değildi. Adam pezevenkti ve Hanımağa’ya kadın satmak için gelmişti.Ben sessizce ve şaşkınlıkla konuşmalarını dinlerken visk**en ufak yudumlar alıyordum. Hayatımda ilk defa gerçek bir pezevenk görüyordum. Olayın şaşkınlığı içindeydim. Adam çok rahat şekilde benden rahatsız olmadan konuşuyordu. Sanki kadın değil de elektrik sobası pazarlamaya çalışıyordu. Konuşmalarından anladığım kadarıyla Hanımağa yeni bir gece kulübü açacaktı ve adam da orada çalışacak kadınları ayarlıyordu. Özbek ve Türkmen kızlarından bahsediyor, onları öve öve bitiremiyordu adam. Konuşma biterken 10 kadında anlaştılar. Hanımağa yanındaki kasaya uzandı. Kasanın kapağını açıp bir deste Dolar alıp adama verdi. “Bunu al avans olarak, kızlar geldiğinde kalanı veririm ama bana yamuk yapmaya kalkma sakın!” dedi. Adam “olur mu Hanımağam, ne haddimize!” diyerek elini öpmek için uzanınca bir hareketle savuşturdu onu. Adam çıkarken Hanımağa gülerek baktı bana. “E, ne yaparsın, bizim işimiz de bu. O kızlar olmadan burası çalışmaz, böyle pezevenkler olmasa ekmek yiyemeyiz. Arz talep meselesi sonuçta!” dedi. “Haklısınız!” dediğimde “sıkılma, rahat ol, yabancı yerde değilsin. Sizli bizli konuşmayı da bırak!” diyerek koltuğundan kalkıp karşıma oturdu. Daracık siyah bir kot pantolonla geçen günkü gibi beyaz gömlek vardı üstünde. Bacak bacak üstüne atıp viskisinden içerken “erkeğe maaşı sorulmaz ama sen yabancım değilsin, ne kadar maaş alıyorsun!” diye sordu. Hoşlanmadığım bir soruydu bu ama karşımdaki kadın bir Hanımağaydı. Utana sıkıla “5.000 Lira!” dediğimde biçimli siyah kaşlarını kaldırdı. “Ulan oğlum ben sana 5.000 Dolar vereyim gel benim için çalış. Ayda beş bine milletin ağız kokusunu çekmektense kendi işinin başında ol, bana yardımcı biri lazım, her işe yetişemiyorum. Al işte gelecek ay yeni kulüp açılışı var, onunla uğraşıyorum. Bir taraftan da müteahhitliğe başladım, o var. Bir sürü insan ekmek escort sakarya yiyor benden, hepsine yetişemiyorum, maaş ne istersen veririm. Karınla çocukları da getir buraya, ne bokum var o İstanbul’da. Gelsinler buraya kendi toprağında yaşasınlar!” “dedi.“Teşekkür ederim ama ben işimden memnunum. Buraya geçici bir süre için geldim, İstanbul’da bir düzen kurduk, çocukların okulu var, onlar için iyi olmaz!” diyerek yanıt verdim sözlerine. “İyi iyi sen bilirsin!” diyerek ısrar etmedi. “Ama arada sırada bana yardımcı ol, yedi yabancıdan yardım dileneceğime kendi canımdan kanımdan birinden isterim!” dedi uzanıp dizime vurarak. “O olur, o kadar da değil!” dedim gülümseyerek.“Hadi gel, içeri geçelim!” diyerek ayağa kalktı, açık duran kasanın kapısını kilitleyip dışarı çıktık. Beni getiren adam kapıda hazır oldaki bir asker gibi bekliyordu. “Bize masa açsınlar!” deyince adam fırladı önümüzden. Hanımağa hemen önümde topuklu ayakkabılarının üstünde salına salına yürürken neon ışıkların altında sallanan götüne bakmadan edemedim. Önlerde küçük bir masaya geçtik. Garsonlar etrafımızda fır dönüyordu, kısacık zamanda masamız donatılmıştı. Kadehlerimizi tokuştuk, kadın şarkı söylemeye devam ediyordu. Hanımağa işimi, okulumu, evlenmeden önce ne yaptığımı, ailemi sordu, beni daha yakından tanımak istiyordu. Ben de uzun uzun anlattım. Sahnedeki kadın şarkısı biterken Hanımağa’nın bir işareti ile hemen masamıza gelip oturdu. Kadın dediğim oldukça güzel ve çekici bir kızdı. Sahnede uzak kalmıştı ama şimdi hemen yarım metre ötemde oturunca yüzündeki hafif makyajla ne kadar güzel olduğunu fark ettim. Hanımağa “Ecem bak bu benim damadım Tuğrul, kendisi canımdır, ciğerimdir!” dediğinde kız elini uzatıp “memnun oldum!” dedi inci gibi beyaz dişlerini göstererek gülümserken. “Ben de!” diyerek elimi uzattım. Ecem Hanımağa’ya dönüp “Hanımağam senin kızın olduğunu bilmiyordum!” dediğinde Hanımağa güldü, “yok güzelim benim kızım da yok oğlum da yok. Kendisi ablamın damadıdır. Yeğenimi çok sevdiğim için kızım gibi görürüm!” dedi. Masamızda yeni bir şişe viski açılırken sahneye bu kez uzun boylu iki kız çıktı. Siyah deri çizmeler giymiş, sarışın ve nerdeyse çıplak haldeki kızların üzerinde minik birer tanga külotla sadece meme uçlarını kapatan deri sutyen vardı. Kızlar ellerinde yılanlarla dans ediyordu. Gürültülü bir müziğin eşlik ettiği dansları devam ederken masalardaki adamlardan heyecanlı nidalar yükseliyordu. Hanımağa “bu kızları Ukrayna’dan getirdim!” dedi. Ben ağzım açık halde kızları izlerken yanımda oturan Ecem bana daha da sokulmuş nerdeyse omzuma yaslanmıştı. Bacak bacak üstüne atmıştı, çıplak ve ışığın altında parlayan kalçasını bana değdiriyordu.Hanımağa bir süre daha oturduktan sonra Ecem’in kulağına eğilip bir şeyler söyledi. Ecem bu sırada bana bakıp gülümsüyordu. Derken Hanımağa “benim çıkmam lazım, sen keyfine bak, Ecem seni ağırlar benim yerime!” diyerek omzuma vurup kalktı. Hanımağa beni getiren adamla birlikte ön kapıdan çıkarken ben Ecem’le küçük masada baş başa kaldım.Ecem Hanımağa’nın gitmesinin ardından daha da yanaştı. İp askılı kısacık elbisesinin altından taşıyordu memeleri. Karımdan ayrı kalalı çok olmamıştı ama böylesi bir kadınla ilk defa bu kadar yakın olmak ister istemez bir erkek olarak içimde bir şeylerin kıpırdamasına sebep oldu.O sırada telefonum çaldı. Karım arıyordu. “Bir saniye geliyorum!” diyerek apar topar kalktım masadan ve vestiyerin oraya gittim telefonu açmak için. Karıma Hanımağa’nın beni kulübe çağırdığını söylediğimde çok sevindi. “Teyzemle aranı iyi tut aşkım, o kadın bizim için nimettir, sakın onu üzmeye kalkma!” dedi tembihte bulunarak. Çocuklar yattığı için onlarla konuşamadım. Görüşmeyi kısa kesip Ecem’in yanına döndüm.Ecem aynı şekilde sokuldu yine. Yaşımı, işimi sordu. Sonra da parmağımdaki evlilik yüzüğünü gösterip “böyle yerlere gelirken evlilik yüzüğü takılmaz!” dedi gülerek. “İlk defa geliyorum, acemiyim, ondandır!” dediğimde “hadi be!” dedi. Ardından da laf lafı açtı, koyu bir muhabbete giriştik.24 yaşındaydı. 2 yıllık turizm bölümünden mezun olmuştu. “Turizm okudum ama yapmak istemedim o işi. Esk**en beri şarkı söylemek isterdim!” dedi gülerek. Uzun siyah saçları sırtına dökülen ela gözlü çok güzel ve çekici bir kızdı. Garsonlar durmadan gelip bir ihtiyacım olup olmadığını soruyordu. Bu arada gelenlerden biri de takım elbiseli ve diğerlerine göre biraz daha medeni kalan biriydi, kendisinin kulübün müdürü olduğunu söyledi.Saat 02.00 olmuşken “kalkalım mı!” diye sordu Ecem. “Olur!” dediğimde “ben hazırlanayım, sen kapıda bekle sakarya escort bayan beş dakikaya geliyorum!” dedi. Gayrı ihtiyari şekilde garsona hesabı getirmesini söylediğimde elime nazikçe vurup “salak mısın, sen Hanımağa’nın damadısın, hesap mı vereceksin!” dedi azarlayarak. Sonra da “senin paran yetmez buraya!” diyerek güldü. Ben dışarı çıkarken o da arka tarafa gitti. Neden birlikte çıktığımızı anlamasam da dediğini yapıp kapıya çıktım.Yarma gibi adamlar kapının önündeydi yine. Beni görünce “bir emrin var mı abi!” diye sordu birisi. “Ecem Hanımı bekliyorum!” dediğimde adam kaşlarını kaldırdı şaşırmış gibi, “Eyvallah Abi!” dedi ciddi bir sesle. Birkaç dakika sonra Ecem geldi. Sahne kıyafetlerini çıkarmıştı. Daracık kısa paçalı mavi bir kot pantolonla gri bir tişört giymiş, saçlarını arkadan atkuyruğu yapmıştı. Topukluların yerine de spor ayakkabı giymişti. Yarmalardan biri “ne haber Ecem!” diye yılışık bir tarzda konuşunca Ecem erkeksi yönünü gösterip “yılışma lan, Feyzi nerde!” diye sordu. Adam hiç oralı olmadan “işi vardı gitti!” deyince Ecem “öyle kazık gibi durma o zaman, taksi çağır!” dedi. Adam önce bir ıslık çaldı, ardından el işareti yapınca karanlığın içinde bir çift araba farı yandı. Taksi az sonra yanaştı kapıya. Ecem’le arka koltuğa oturduk. Taksici “nereye abla!” diye sordu, adam bana sorma zahmetine bile girmedi hiç. Ecem bir yer söyleyince “hay hay!” dedi kafasını sallayarak. Taksicinin kafası iyi gibiydi ama yollar geniş ve boş olduğundan çok da problem olmadan sürüyordu. Ben halen neden Ecem’le çıktığımı, nereye gittiğimizi bilmiyordum. Taksicinin yanında sormaya da utanıyordum. 10 dakika sonra indik, en azından taksicinin parasını ödememe izin çıktı. Adam parayı kıvırıp suratına sürttü, para üstü vermesi gerekirken “Eyvallah abim benim!” diyerek gazladı. Ecem’e “ya kusura bakma, buraya niye geldik, benim eve gitmem lazım!” dediğimde “gidersin hayatım, sen gel hele!” dedi koluma girerek. 9–10 katlı büyük beyaz bir binanın kapısını anahtarıyla açtı. Otomatik lambalar yanarken asansöre bindik. Ben hala ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ama bu işin sonunun nereye varacağını az çok anlamıştım. Ama bu sefer de Hanımağa’nın bunu duyması durumunda olabilecekleri düşününce korktum. Yeğenini aldatmış olacaktım, bunu duyarsa kim bilir nasıl bir tepki verecekti?Asansör altıncı katta durdu. “Ecem ben gitsem iyi olacak!” dediğimde suratı ciddileşip “niye!” diye sordu. “Ya, şimdi seninle geldiğimi Hanımağa öğrenirse başım derde girebilir, biliyorsun ben onun yeğeniyle evliyim!” dediğimde koridoru çınlatan bir kahkaha patlattı. “Sen salak mısın yoksa ciddi misin anlayamadım. Bizim buraya geldiğimizden Hanımağa’nın haberi var. Seninle ilgilenmemi o söyledi. Hadi uzatma da gir içeri!” dedi. Söyledikleri karşısında çok şaşırdım. “Nasıl yani, sen ciddi misin!” dediğimde “çok ciddiyim!” dedi ve ardından büyük çelik kapıyı açtı. Halen duyduklarımı idrak edememiş haldeyken içeri geçtim. Ecem “sen geç salona, ben geliyorum!” diyerek yatak odasına geçti. Büyük beyaz koltuklardan birine oturdum. Birkaç dakika sonra Ecem yanıma geldi. Pantolonu ve tişörtü çıkarmış, saçlarını açmıştı. Üstünde sadece minik siyah bir külotla dantelli sutyen vardı. Karşımda durup etrafında döndü. Minik bir tangaydı üstündeki ve tanganın arkası götünün arasında kaybolmuştu. Vücudu beyazdı, biçimli ve ayrık göt yanakları vardı. Onu öyle görünce gerildim, koltukta doğrulup “şey Ecem, bence bu doğru değil, giyinsen iyi olacak!” dedim ama kime söylüyordum bunu. Yanıma oturup elini göğsüme koydu. “Bırak şimdi bu lafları, rahat ol, bir içki ister misin!” dedi. Tişörtümün üstündeki eli alta girmiş, çıplak göğsümü okşuyordu bu sırada. Ağarmaya başlamış göğüs kıllarımı parmaklarının ucuyla çekiyordu bir yandan da.Ardından sokuldu iyice ve dudaklarımdan öpmeye başladı. Böyle bir şey yapmak istemiyordum. Onu geri ittiğimde “rahat ol, sakin ol, kendini bırak, gecenin keyfini çıkarmaya bak. Ne diye bu kadar gerilip korkuyorsun, karın seni görmez merak etme. Evde gizli kamera filan yok, karına bir şey demem!” dedi alay eder gibi gülerek. Ardından da “kapıda bana yılışan adamı gördün mü!” diye sordu. “Evet!” dediğimde “beni iki yıldır sikmek istiyor ama bir kere bile yüz vermedim ona. Ama sen altın tepside sana sunulan şeyi geri çeviriyorsun!” dedi. Sonra da dudaklarını büzüp “beni beğenmedin mi yoksa!” diye sordu. “Yok, mesele o değil. Çok güzel ve çekicisin ama ben bunu karıma yapamam!” dedim. “Ben sana karını boşa demiyorum ki, sadece beraber bir gece geçireceğiz!” dedi yanıt olarak. Ecem gibi çekici genç bir kadını reddetmek salaklıktı ama bir yandan da karımı düşünüyordum. 10 yıllık evliliğimizde hiç yapmadığım bir şeydi aldatmak. Ancak Ecem’e karşı durabilecek gücü bulmakta da zorlanıyordum. Yeniden dudaklarımdan öptüğünde bu kez karşılık verdim…

Ben Esra telefonda seni boşaltmamı ister misin?
Telefon Numaram: 00237 8000 92 32